16 Kasım 2011 Çarşamba

4/12: Bir Ev'in Topografyası / 4/12: Topography of a Home

7 Aralık 2011 - 7 Ocak 2012

Ev; aynı zamanda hem belli bir kimliği ve aidiyeti temsil eden, hem de mahremiyeti olan özerk bir alandır. Bu özerk alanın topografyasını çıkarmak için ölçülebilir tüm verileri tespit etmek, sabitlemek ve bunu gerçekleştirirken de bir strateji oluşturmak gerekir.
4/12, başlangıçta tüm bu verilerden; yüzölçümü, adım ölçümü, ısı ölçümü gibi elde edilmiş ölçülebilir verilerden yola çıkarak ilerlemiş, daha sonrasında ise mekanın tüm anlam ve temsillerini kapsayan bir araştırma alanına dönüşmüştür. İstanbul’da, Türkiye’de ya da daha geniş bir perspektifle Dünya’daki bir noktadır ev. Makro olandan merkeze, mikro olana doğru yeniden yaklaştığımızda mekan kimlik kazanır; içinde yaşayan kişinin tüm hayatını, mahremiyetini, inancını, milletini, ırkını ve tüm aidiyetini tanımlar.
Diğer bir bakışla ev, bireyin dışında kendi ruhu olan bir mekandır. Bu noktada tuğlalardan örülmüş duvarların ötesinde görünmeyen yeni bir mekan algısı ve saklı bir bellek ortaya çıkar. Bu bellek, bireyin kişisel tarihine de şahitlik eden, mekanın kendi belleğidir. Bu, zamanın tozudur.

7 Aralık 2011’de Daire Sanat’da gerçekleşecek “4/12: Bir Ev’in Topografyası” isimli sergi, izleyiciyi “ev”e çağırıyor.

Bu proje; “ev”e dair bir araştırma ve dökümantasyon projesidir. “4/12: Bir Ev’in Topografyası” isimli sergi ise, projenin ilk aşamasını oluşturmaktadır.

Home is an autonomic space which symbolizes a certain identity and belonging and alsoprivacy at the same time. In order to obtain the topography of this independent area, all themeasureable data has to be collected, fixed and a strategy must be created simultaneously.
At the beginning, the project 4/12 has been developed by all these measurable data likemeasure of area square, measure of temperatures and number of steps from one placeto another; then it has been transformed into an exploration that includes all contents andrepresentations of the place. Home is a point in Istanbul, in Turkey and on earth by an extendedperspective. A place gets an identity when we get close again from macro to micro -the center-,and it defines existence, privacy, belief, nation and race of the person who lives inside.
On the other hand, home is a place with its own soul even without the individual. At this pointa new perception and a hidden memory of the place becomes relevant beyond the knittedbrick walls. That memory is home’s own memory that bears witness to the individual’s personalhistory. It’s the dust of time.

The exhibition called “4/12: Topography of a Home” which can be viewed at Daire Art Gallerystarting on 7 December 2011 invites the audience to “home”.

This project is an exploration and documentation process about “home”. The exhibition called “4/12: Topography of a Home” will be the first step of this project.






Contemporary Istanbul'11



Sergi: Kişisel, Hem De Değil / Exhibition: Personal, And It Is Not






Kişisel, Hem De Değil Personal, And It Is Not

Ali İbrahim Öcal, Çağrı Saray, Esra Carus, Funda Alkan, Gül Ilgaz, Ragıp Basmazölmez, Sibel Horada, Zeynep Bingöl Çiftçi

14 Eylül Sep - 8 Ekim Oct 2011

Daire, 14 Eylül – 8 Ekim tarihlerinde galeri sanatçılarından Ali İbrahim Öcal, Çağrı Saray, Esra Carus, Funda Alkan, Gül Ilgaz, Ragıp Basmazölmez, Sibel Horada ve Zeynep Bingöl Çiftçi’nin katılımıyla gerçekleşecek “Kişisel, Hem De Değil” isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor.
Kişiselin hiçbir zaman tam da özel ve şahsa dair kalmadığı, toplum ve kültürün hem kişinin algısına hem de koşullarına doğrudan ya da dolaylı etkisi olduğu günümüz yaşantısında, sanatçılar da kişisel (içsel) olanı sergilemekle aynı belirsizliği yansıtmış olurlar. Münzevi yaşantının mümkün olmadığı bir yaşantıda, beraber yaşamanın gerektirdiği kuralları düzenleyen kamusal alanın yönetimi ile iç içe olmak her an tesirini hissetmesek de sorgulanınca açıkça görülebilen, kabullenilmiş bir gerçektir. Sanat üretiminde ise eserleriyle kişisel ya da toplumsal olguları sorgulayan sanatçı için de içsel olan hiçbir zaman tam olarak toplumsaldan özerk kalamaz. Sanat eserinin sergilendiğinde bir de izleyenin algısı ile şekillenmesi eserin taşıdığı anlamı katmanlaştırır. Bu durumda sanatçının aynı anda hem içsel hem de toplumsal özellikler taşıyan üretimi, sergileme sürecinde bir anlamda da mahremiyetin teşhirine dönüşmekte ve içsel olanın toplumsallaşması söz konusu olmaktadır. Bu, sonrasında yeniden izleyiciye bireysel anlamda geri dönüşü olan yaşamsal bir süreçtir.
Sanatta kavramsalla estetik anlayışın birlikteliğinin olanaklılığına dikkat çeken 12. İstanbul Bienali’ne eş zamanlı olarak, Daire sanatçılarının bu grup sergisi bu ayırımın beyhudeliğine ve içselle toplumsalı ayırmanın olanaksızlığına işaret ederek Bienale bir göndermede bulunuyor. Dolayısıyla toplumsal yargılardan bağımsız olamayan estetik anlayışımızın da aslında kişiselden çok toplumsal olduğu vurgulanıyor. Bu anlamda, sanatçılar kişiseli ve hatta mahrem olanı toplumsal alanda sergileyerek bu ayırımları bir kez daha kendi bakış açılarından yorumlamaya girişiyorlar.

Sergi: Kağıt Gemi / Exhibition: Paper Ship


















Kare Sanat Galerisi’nde, “Kağıt Gemi” Sergisi
3 Ağustos – 09 Eylül 2011

Kare Sanat Galerisi 3 Ağustos – 09 Eylül 2011 tarihleri arasında “Kağıt Gemi” adlı desen sergisini ağırlıyor.
Sergide yer alan işlerin yapısal olarak ‘’tekrar’’ ı kullanmaları onların ortak yanını oluşturur. Eserlerin toplamına bakıldığında bütüncül bir stili geliştirme kaygısından çok desende çeşitli anlatım biçimlerinin araştırıldığı görülür. Birbirine benzer jestlere dayanan tekrarların oluşturduğu bir ‘’ kalıpsal ‘’ lığı da kullanan bu işlerin bir kısmında sanatçıların ısrarcı, bazan kaygılı ve hatta saplantılı; bu yüzden de izleyeni yabancılaştıran bir yanını görebiliriz. Bir kısım desenlerde ise bu tekrarcı tavrın ve ‘’dekoratif oluş’’ un gerilimsiz rahatlığının ‘’resim yapma’’eyleminde tercihen kullanıldığı görülebilir . Genel olarak birçok sanatçının özgürleşme alanının, ‘’vakit geçirmek ‘’için yapılan bazı serbest çizimlerde veya o anda düşünülen konuların’’ kendiliğinden ‘’liğinde yattığı göz önüne alınırsa, bu sergideki çizimlerin dili daha okunaklı hale gelebilir. Kağıt üzerine çizim yapmanın , bırakılan izlerin ne anlama gelebileceğini şöyle yorumlar eleştirmen Barry Schwabsky; ‘’Akılcı planlama ve ütopik fantazi ‘nin serbestçe dışavurumu daima şaşırtıcı şekilde zor olmuştur. İkisi de herşeyden önce çizimde biçimlenir’’...
Sergide yer alan; Kemal Seyhan, İpek İnal, Mustafa Pancar, Tan Cemal Genç ve Çağrı Saray’ın eserlerinden oluşan “Kağıt Gemi” isimli karma sergi 3 Ağustos – 09 Eylül 2011 tarihleri arasında Kare Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

Sergi: Boğucu Kültür (Jean Dubuffet’ye Göndermeyle) / Exhibition: Asphyxiating Culture (Reference For Jean Dubuffet)































İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ
GÜZEL SANATLAR VE TASARIM FAKÜLTESİ ÜYELERİ
“BOĞUCU KÜLTÜR (JEAN DUBUFFET’YEGÖNDERMEYLE)” SERGİSİYLE
MALATYA’DA

Küratörlüğünü İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Öğretim Görevlisi Fırat Arapoğlu’nun yaptığı “Boğucu Kültür (Jean Dubuffet’ye Göndermeyle)” başlıklı video ve performanslardan oluşan bir seçki, 17 Eylül 2011 tarihinde, Malatya Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı’nda açılacak. Battalgazi (Eski Malatya) ilçesindeki IV. Uluslararası Kervansaray Buluşması kapsamında yer alan etkinlikte İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Ferhat Kamil Satıcı (Yeni Anıt Projesiyle) ve Yrd. Doç. Dr. Serdar Yılmaz’ın yanı sıra Gülçin Aksoy, Mehmet Ali Boran, Mehmet Çeper, Itır Demir, İnsel İnal, Saliha Kasap, Ali İbrahim Öcal, Mehmet Öğüt, Suat Öğüt, Hülya Özdemir, Çağrı Saray ve Fatih Tan çalışmaları ile yer alacaklar. Etkinlik kapsamında ayrıca 18 Eylül 2011 tarihinde, saat 15.00’da, “Dubuffet’nin boğucu kültür tespitinden hareketle günümüz sanatının sunduğu yapı ve/veya form nasıl açımlanabilir?” konulu bir panel düzenlenecek. Moderatörlüğünü Fırat Arapoğlu’nun yapacağı panele Erden Kosova ve Derya Yücel konuşmacı olarak katılacak.

Birçok resmi ve sivil kuruluşun desteklediği uluslararası etkinlik ve sergiye dair detaylar www.kervansaraybulusmasi.net isimli internet sitesinden takip edilebilir.

Ayrıntılı Bilgi:
Ayça Yılmazel 0212 604 01 00 (4016) ayca.yilmazel@kemerburgaz.edu.tr

Boğucu Kültür (Jean Dubuffet’ye Göndermeyle)

Beden sosyolojisi kapsamında bazı araştırmacılar bedeni inşa edilen, şekillendirilen ve biçimlendirilen bir olgu olarak ele alırlar ve birey, aldığı eğitim ve bilgilendirmeler ile yüklenmektedir ki; bu bağlamda kültür, sanat ve bilim bu dönüştürmenin önemli alanlarındandır.
Bu bağlamda kültür ve sanat üzerinden kitlesel algıdaki bazı durumları tespit edebilmek mümkündür. Kültür –büyük harfle-, özellikle halka kabul ettirmek istediği
yapılar için ilişkiselliğe dayalı bir sunumdan ziyade, sadece saygı duymaya dayalı
edilgen bir yapı gösterir. Bundan dolayı da kültürel ya da sanatsal üretime bağlı
olarak, halk sanatsal ve kültürel yaratılara (bilim de dahil olarak) dolaysız bir
bağlılıkla değil, aksine sadece önünde saygınlıkla eğilerek girebilmiştir/girebilmektedir. Kültürün, zaten Frankfurt Okulu teorisyenlerinin ustaca adlandırdıkları gibi bir “kültür endüstrisi” içerisinde toplumun inşasında oynadığı rol azımsanabilir mi?
“Toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda entelektüel gücüdür. Maddi
üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda zihinsel üretim araçlarının
denetimine de sahiptir” şeklinde Dubuffet’nin alıntıladığı önermeden hareketle
geçmişin ve bugünün ürünlerine değer veren, onları koruma altına alan ve yayan ve bunu “kültür mirası” olarak imleyerek, seçkinci bir konuma yükselten kültürel
kodlanmalar nasıl deşifre edilebilir? Yukarıda bahsedilen kültürün tepeden dayatmacı
tutumu nasıl ters-yüz edilerek, ilişkiselliğe ve iletişime dayalı bir kültürel-sanatsal tasarım sunulabilir? Ekseni bu şekilde tasarlanan bir etkinliğin (sergi, panel,sempozyum vb.) sonuçları, kültüre dair sanatçının, küratörün, kurumların ve hepsinden önemlisi sanatı alımlayan kitlelerin bakış açısına dair önemli ipuçları sunacaktır.

Fırat Arapoğlu